'Irak Kürdistan Bölgesini Bir Koklasınlar, Gerisi Zaten Gelir'

'Irak Kürdistan Bölgesini Bir Koklasınlar, Gerisi Zaten Gelir'

Başarılı İş Kadını Ferda Cemiloğluna sorduk

‘Kürdistan’ı bir koklasınlar, tatsınlar, iyi bir analiz yaparak boşlukları tespit etsinler ve o boşlukları doldurmaya çalışsınlar. Yaparken de hiçbir şey unutmasınlar. Çünkü burası çok hızlı büyüyen bir ülke ve her şeyin en iyisini hak ediyor’

Yaptığı projelerle büyük ses getirip dünya’ya örnek olan Kadın Adayları Destekleme Derneği (KADER) kurucusu ve başarılı İş Kadını Ferda Cemiloğlu, ‘Kürdistan’a yatırımcıların mutlaka uğraması gerektiğini belirtti. Gelişen pazarla beraber bölgede hareketlenmelerin de arttığına dikkat çeken Cemiloğlu, ‘‘Burası iyi bir pazar. Yeter ki buradaki sektör boşlukları iyi analiz edilsin, gerisi zaten kendiliğinden geliyor. Kürdistan hızla büyüyerek dikkatleri bir anda üzerine çekti. Ben birçok projede iş girişiminde bulundum ve başarılı da oldum. Buradaki yatırımcılar biraz korkak, paraları olduğu halde nereden ve nasıl başlayacakları konusunda tereddüt içindeler. Bu nedenle Türk yatırımcılar mutlaka buraya uğrasın ve yatırım yapsınlar’’ dedi.

Ferda Hanım sizi kısaca tanıyalım?

Diyarbakırlı bir ailenin kızıyım. Çocukluğum hep Suriye’de geçti. Hayatımın büyük kısmı Suriye, Lübnan, Ürdün üçgeni arasında gidip geldi. 15 yaşından sonra Türkiye’ye döndüm. Liseyi Ziya Gökalp Lisesi’nde okudum. Sonrasında Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümünü bitirdim derken evlendim, çoluk çocuk sahibi oldum. Çalışma hayatıma özel sektörde çalışarak başladım. Memur olma, üniversitede kalma veya farklı bir şeye tabi olmaktansa özgürce çalışmayı hedefledim. Bir de yaşamın size getirdiği bir cesaret vardır. İnsan, dünyada görmediği her şeyi gördüğü zaman kaybedeceği bir şey kalmıyor artık. Çünkü her şeyi tadıyorsunuz ve ona karşı bir mücadele şekli üretiyorsunuz ve bir şekilde mücadele etmesini öğreniyorsunuz. Bir çizgiye geldiğinizde de artık onurunuz ve yaşam şekliniz çok önde geliyor. Dolayısı ile hiç kimsenin yapmadığını çok rahatlıkla yapabiliyorsunuz, benimseyebiliyorsunuz.

‘‘Kadın Kooperatifleri kurulmasına öncülük ederek Yerel kadınlara destekler sağladık. Bu konuda çok çalıştım ve çok mücadele ettim. Hatta yaptığım çalışmalardan ötürü 2002’de Cenevre’ye çağrılarak Nobel ödülüne layık görüldüm. Bununla iftihar ederim; çünkü dünyada çok nadir insanlara verilen bir ödül.’’

Kürdistan maceranız nasıl başladı?

Öncelikle Kadın Adayları Destekleme Derneği (KADER) kurucusuyum. 52 kadın bir araya gelerek Kadın Dayanışma Vakfını kurduk. O zaman CHP döneminde Altındağ’da Türkiye’nin ilk sığınma evlerini kurduk. İlk defa yerel yönetimlerle beraber oluşturduğumuz bir projeydi bu. Kadın Dayanışma Vakfı, Sosyal Hizmet ve Vakıflar birlikte çalışıyorduk. Proje, çok başarılıydı ve bayağı ses getirdi. Avrupa Birliği de bizim çalışmalarımızı gördükten sonra bize destek verdi. Tabi bununla beraber ben çok göç yaşadığım için ve bu çalışmaları yaparken Van’da inanılmaz bir sorunun olduğunu fark ettim. O zaman İran savaşları başladı. Pakistan, Afganistan derken biliyorsunuz 1952 konvansiyonuna göre zulme uğrayan herkesin başka bir yere iltica etme hakkı vardı. Fakat Türkiye buna çekince koydu Asya ve Afrika hariç dedi. Dolayısı ile kimsenin orada sığınarak yaşamak gibi bir hakkı yok. Ama 1982 genelgesinde Özal döneminde dediler ki onlar misafirlerimiz, gelebilirler, yaşayabilirler. Ama 3. ülkeye gitmek koşuluyla dediler. Ve Avrupa’da dünyanın kotaları var; bir taraftan Kuzey Avrupa, Amerika gibi mesela Bahaîler daha çok Amerika’ya gidiyorlar vs… Dolayısı ile ben böyle bir derneğin kuruculuğunu başkanlığını yaptım. En büyük projelerimizden birisi Van’dı. Bir tarafta sıkıyönetim, bir tarafta sorunlar, bir tarafta Hakkâri, Ağrı, her şey iç içe. O dönemde ben Van’daydım ve 3 yıl boyunca sığınmacılara hizmet sundum. Birleşmiş Milletlerle ortaklaşa 3 bine yakın kişiyi yerleştirdim ve hatta ödül aldım.

‘‘Kürdistan’dan gelen, İran’dan gelen, Afganistan’dan gelen bütün herkese çok ciddi hizmetler sunuyordum.  Tabi bunu yaparken sığınma evlerimiz vardı, eşcinseli dahi koruyordum, çünkü sokakta kalsınlar istemiyordum.’’

Ödülün Adı Nedir?

Bu ödülle Birleşmiş Miletlerin ortağı oluyorsun. Yaptığın hizmetlerden dolayı her 20 Haziran’da ödüle layık olanları seçiyorlar. Bütün mülteciler de beni seçmişler. Ve buna onur belgesi deniyor,  onların Nobeli gibi. Tam dönerken Irak süreci başladı. Sürekli oradan insanlar gelmeye başladı. Sağ olsunlar herkes kendince bana yardım da etti. Zaten Van benim ikinci evim, ikinci memleketim. Gerçi gittiğim her yer benim memleketim. 2003’te Diyarbakır’a geldiğimde ne yapacağım ne edeceğim derken buradan hareketler başladı. Mayıs sonuydu herhalde, tamam artık Saddam gitti dedikleri an 5. hafta, itibariyle buraya geldim. Gelme nedenim asla ticari değildi. Geldiğimde benim ne gibi bir yararım olabilir, burada travmalar olabilir ve ben nasıl yardımcı olabilirim diye düşündüm. Bir iki ay insanlarla görüştüm, elimden ne geliyorsa yapmaya çalışıyordum. O zamanlar  ilk fuarlar yapılıyor, ticari anlamda bir şey kurgulanıyor. Ve bu kurgular iyi modeller olsun istedim. Deneyimi halkım için kullanabilmek istedim. Bu arada birçok şirket şunu da yapalım bunu da yapalım diye gidip geliyor. İlk 1 yıl hiçbir şekilde ticari çalışmadım, tamamen gönüllü çalıştım. Fakat baktım ki gönüllülükle bu iş yürümüyor. Hem güçlü olmak adına hem de doğru şeyler yapmak adına artık ticari anlamda da bir şeyler yapmam gerekiyordu. İlk olarak Güçbirliği Holding’in Genel Koordinatörlüğünde işe başladım. Burada ilk projelerine onlar başlayacaklardı ve sonra ne olduğunu bilmiyorum onlar da durdular. Onlar durunca ben tabi devam ettim durmadım. Bu arada da menşei Diyarbakır olan Tigris şirketi ve üniversite mezunu birkaç tane genç başlayalım dediler, ben de tamam başlayalım dedim. O günden bugüne aşağı yukarı 9-10 yıl içinde biz 12-13 proje bitirdik. Bunlardan İçişleri Bakanlığı, Kültür Bakanlığı, Kürdistan Üniversitesi, Polis Akademisi, Acil Hastanesi, Par Hastanesi, Erbil Asayiş’in binası, havaalanında yaptığımız büyük hangarlar hepsini biz bitirdik.

Tigris İnşaat olarak mı yaptınız? Sizin Tigris İnşaat’taki göreviniz nedir?

Tigris İnşaat’ın hem ortağıyım hem de Genel Müdürüyüm. Şirket ilk kurulduğunda yüzde 51’i benim adımaydı; fakat daha sonra eşit şekilde paylaştık. Bu arada buraya geldiğim zaman saçımı kesecek bir yer bulamıyordum. Ve bunun üzerine Helin adında bir güzellik salonu kurduk. Yüzde 100’ü bana ait ve çok başarılı bir proje oldu. Bunun dışında Puşi adıyla bir lokanta kurduk. Bu da çok başarılı oldu. Türkiye’den gelen Diyarbakırlılar tarafından kurulan ilk yabancı lokanta ve ilk güzellik salonuydu.

Sizin ortaklığınız var mı?

İkisi de yüzde 100 bana ait. Fakat şuan Puşi’yi Suriye’den gelen arkadaşlara devrettim. Yani bana gelir getirmeden çok bütün masraflarını çıkartıyorlar kalan ise onlara kalıyor. Çünkü her birisinden en az 10-15 tane aile geçimini sağlıyor. Ama bunlar model olarak başladı ve zamanla o modeller çoğaldı, önemli olan da çoğalması. Binalarda da öyle. Mesela İçişleri Bakanlığı’na başladığımızda bu tür binalar Kürdistan’da 2-3 yılda bitiyordu. Biz 1 yıldan daha kısa zamanda bitirdik. Ve çok kaliteli malzemeler kullandık. Her bir bina yapıldığında insanlar gelip böyle bir bina istediklerini söylüyorlardı. Yani kullandığımız kapılar, elektrik malzemesi, su sistemi, sürekli elektrik, jeneratör, asansörleri, kameraları, emniyeti bunların hepsi çok önemli.

‘‘Buranın Kürtler için dönüm noktası ise havaalanının açılarak Kürtlerin dünyanın her tarafına gitmesi ve uçakların  gelmesi.’’

Şu anda devam eden projeleriniz var mı?

Havaalanı içinde yaptığımız birimlerin hizmetini sürdürüyoruz. Yine havaalanı içinde hangar oluşturuyoruz, büyük hangarlar yapıyoruz. Aynı zamanda birtakım projelere müşavirlik yapıyoruz. Helin devam ediyor. Ayrıca yüzde 100’ü bana ait olan Rupel adında şirketimle yine başka bir arkadaşımla özel ev projeleri yapıyoruz. Tigris daha büyük projeler yaparken Rupel birebir çok spesiyal evlerle uğraşıyor. Onun dışında genel ticaretimiz var. İnşaat ile ilgili malzemeleri ithal ediyoruz. Ama bunun dışında değinmek isteğim şey bizim bir Kürdistan İş Kadınları Derneğimiz var ve onun başkanı benim.

‘‘Bir defa güven ve ortamı tanımak çok önemli. Boşlukların neler olduğunu çok iyi tespit edilmeli. Arz talep meselesi çok önemli. İhtiyaç duyulan sektör neyse, o sektörle ilgili bir iyi bir şeyler yaptığınız vakit onu örnek olarak yapıyorlar.’’

Kürdistan’da iş yapmanın püf noktaları nelerdir? Türkiye’deki yatırımcılar için neler önerirsiniz?

Buradaki yatırımcılar biraz korkak, paraları olduğu halde nereden ve nasıl başlayacakları konusunda tereddüt içindeler. Fakat çok hızlı öğrenip, bir araya gelerek büyük şeyler yaratabiliyorlar. Yani buranın 1 yılı dışarının 10 yılına bedel Burada 2 önemli etmen var; biri diasporadaki Kürtlerin dönüşü, ikincisi havaalanının oluşu, insanların doğrudan doğruya gidip o ülkeleri gezmesi istediği yere gidebilmesi. Çin’deyse Çin, İstanbul’da ise İstanbul’a… Burası çok cazip ve yeni bir alan olduğu için her gelen koltuğunun altında yeni bir projeyle geldi. Şimdi her bakanlığın dağarcığında binlerce proje var. Fakat öyle bir nezaketleri var ki siz bir proje anlattığınızda sanki yeniden dinliyorlar gibi sizi dinliyorlar. Ama Kore ve Amerika bütün deneyimleri ile geldi. Şuanda tabi ki bizim trendimiz doğalgaz ve petrol, yani bu ilk geldiğimiz zaman inşaattı, inşaattan sonra hastane, hastaneden sonra turizm. Şimdi Erbil’in 2014’ün turizm başkenti.

Türkiye ile Kürdistan yönetimi arasındaki ticari ilişki ne durumda?

Tabi ki ticari ilişki hiçbir zaman yadsınamaz. Çünkü Türkiye ile burası arasındaki ilk köprüyü bizim gibi adamlar kurdu ve ben bu konuda hiç mütevazi olmak istemiyorum. Ben yüzlerce adamı Diyarbakır’a, Ürdün’e, Türkiye’ye taşıdım ve bunu gönüllü yaptım.  İlk fuar mantalitesi nedir onlar oluştu. Allah rahmet eylesin Şevket Akalın ondan sonra gelişti fuar. Fuar merkezi onun projesiydi, o rahmete gittiğinde başka arkadaşlar yürüttü. Zaten ben de elimi eteğimi çektim. Çünkü arkadaşım gittikten sonra orayı yürütmek içime sinmedi. Dolayısı ile bir güven oluştu. Ne olursa olsun çok büyük sıkıntılar çektik. Mesela bir örnek vereyim; Diyarbakır fuarına gidiyoruz. Bakan seviyesi ile buradan giderken köprüde saatlerce bekledik. Hatta bakanlar dediler ki biz geri döneceğiz.

Kaç yılında yaşandı bu olay?

Tam hatırlamamakla beraber 2003 veya 2004 olsa gerek. Dediler ki biz başka bir yere gittiğimizde kırmızı halılar seriliyor ve biz bu köprüde aç, susuz ve tuvalete bile çıkamıyoruz. Ve döneceklerdi. Ben de şunu söyledim Diyarbakır o kadar heyecanlı ki dedim ve sizi bekliyor. Standlar tamamen tutulmuş, ek çadırlar yapılmış. Dışarıdaki çadırlar bile tamamen kapatılmış bir halde siz bu kadar insanı nasıl hayal kırıklığına uğratabilirsiniz dedim.

Fuarın adı neydi?

Uluslar arası Diyarbakır Fuarıydı. Mehmet kaya bunun şahididir, Kutubettin Bey’in bu konuda inanılmaz destekleri olmuştur. Çünkü o fuara yüzlerce kişi geliyordu, bizi kapıda karşılıyordu ve müthiş bir heyecan vardı. Bütün bir yıl bu heyeti bekliyorlardı. Çünkü bir taraftan siyasi heyetler vardı. ve mesela Aziz Abdu Aziz genelde bu heyetin başkanı olurdu. Mesela ilk defa Kürtçe konuşmasını da yaptı. Tercüman bile bulmadı ben tercümanlık da yaptım. Dolayısıyla bu kapıyı açan buradaki yatırımcılar ve işe gelen ticari inşai şirketlerdir. Bütün karşıdakiler bize karşı çıktıkları halde biz tırnağımızla gerçekten bir iğne ile oyar gibi, inatla, istikrarla, sabırla burada olmayı hedefledik. Ki ihalelerde de biz aynı sıkıntıları çekiyorduk. Çünkü diğer ülkelerle Kürdistan bölgesi arasında ciddi anlaşmalar vardı. Bunlardan birisi Çin’di. Bir örnek veriyorum hep aynı örneği veriyorum. Aynı ihaleye girdik bizim verdiğimiz maliyet artı yüzde 15 kar marjı vardı üzerinde. Ama Çin öyle bir şey verdi ki maliyetinin yarısı kadar. Biz imkânı yok diye düşündük. Ama bize söyledikleri biz buraya gelirken bizim hükümetlerimiz bize kredi veriyor, sıfır kredi, biz maliyetlerimizi zaten aldık. Bu ne kalıyorsa bizim kazancımızdır diyorlar. Şimdi böyle insanlarla siz nasıl rekabete girebilirsiniz. Buna rağmen Türkiye’den gelen bütün şirketler direndi, giden de oldu; ama kalanlar sonuna kadar direndi. Fakat buranın dönüm noktası 2010. Nasıl ki 2010 Türk Konsolosluğu açıldı, arkasından bankalar geldi, buranın altın çağı oldu. Yani kırılma noktası konsolosluğun açılması oldu.

Peki, konsolosluğun açılmasını tetikleyen arka plan neydi?

Tabi ki yine ticari yine iktisadi. Belki AKP’nin bakış açısı çok etkili oldu. Daha da önemlisi birçok faktör var. Dünyadaki kriz ve burası, Türkiye’yi besleyen en büyük kapılardan biri. Burada en güzel şey; borsa yok, çekler yok, her şey nakit. Ve dünyanın hiçbir yerinde böyle bir ticaret olamaz. Bütün bunların hepsi birer etken yani; siyasal bakış açısı, insanların bunu gündeme getirmesi, büyük şirketlerin gelmesi…

Kürdistan iş kadınlarından biraz bahseder misiniz?

İlk geldiğim zaman önce Ticaret Odaları ile beraber çalıştım. Sonra Irak İş Adamları Derneği var. Ben onun merkez yönetimindeyim. Fakat tabi bu yeterli olmadı. Çünkü biz kadınlarında tek başına bir şeyler yapabilmesini istedik ve burada çalışan iş kadını olarak Katar gibi iktisadi ve ekonomi ve iş dünyası ile ilgili konferanslara bireysel olarak katılıyordum. Bireysel olarak katılmak benim çok hoşuma gitmedi. Örgütsel olarak gitmek lazım. Bir dönüşümüzde bir araya gelip Ticaret Odasına gittik ve kaç tane kadının şirketi var adı ne, ne üzerine çalışıyor onlarla bir iletişime giriştik. Beş kadın ilk önce bir araya geldik. Çünkü o beşi de zaten Katar’daydı. Orada bir ilke kararı aldık. Gideceğiz herkese ulaşacağız ve hemen bir dernek kuracağız. Hem buranın parlamentosu hem de buranın İçişlerini Bakanlığı’nın izniyle Kürdistani İş Kadınları Derneğini kurduk. Nedeni de; bu coğrafya da demokratik olarak Süryaniler, Türkmenler, Kürtler, Araplar herkes var. Ve biz bütün bu milletin içinde rahat ettiği bir dernek olsun istedik. Kürdistan deyince sadece Kürtler gibi algılanıyor; ama Kürdistani deyince bu coğrafyada yaşayan herkesi, dolayısıyla her ırk ve dinden kişilerin içinde olduğu bir derneği temsil ediyorduk. 2 yılımız geçti. 2011’de başladık, bugün 2013’teyiz. Daha da önemlisi bugün Diyarbakır’la iletişimimiz var. Doğu ve Güneydoğu Sanayi İş Kadınları ile protokolümüz var, ortak çalışıyoruz. Irak’la, İran’la bütün iş kadınları ile giriftiz. Mesela bundan 2 ay önce katar’daydık 20 gün önce Ürdün’deydik.

Son olarak Irak’a veya Kürdistan’a yatırım yapmak isteyen Türkiyeli yatırımcılar için neler önerirsiniz?

İlk önerim buraya gelerek burayı yaşamaları. Burayı bir koklasınlar, tatsınlar, iyi bir analiz yaparak boşlukları tespit etsinler ve o boşlukları doldurmaya çalışsınlar. Yaparken de hiçbir şey unutmasınlar. Çünkü burası çok hızlı büyüyen bir ülke ve her şeyin en iyisini hak ediyor. Çünkü çok hızlı keşfediyorlar her şeyi. Her şeyin en iyisini getirsinler. Yani eski teknoloji veya eski dönem kapandı. Yeni iş alanları keşfetmek lazım önce. Fakat artık biliyorsunuz yeni yasalar geldi. Artık sınırdan herhangi bir şeyi sokamıyorsunuz. Çok ciddi bir kalite kontrol sistemi kuruldu. Ve aklınıza gelen her şeyi dünya standartlarına uymadığı sürece almıyorlar. Yani o dönemler kapandı.  Burada bir avantaj var. İngiltere’de çok muhafazakâr kaç yüz yıllık hükümetler bir yasa değiştirdiğinizde çok uzun sürüyor. Burası böyle değil, burası genç bir ülke, yeniden Amerika’yı keşfetmiyor. Mesela bir kanun var yeryüzünde çok iyi gidiyor, çok yararlı getiriyor biraz kendi toplumuna adapte ediyor ve onu kullanıyor. Ve insanlar bunu çok hızlı uyguluyor. Mesela bir gün dediler ki sigara yasak, ertesi gün her yerde sigara yasak oldu. Bir gün dediler ki kemer bağlama zorunluluğu var, bindim arabalar baktım yüzde 90’nı kemer bağlamış. Böyle bir uygulama var. Bir de sakinler. Herhalde savaştan çıkmış olmanın etkisi. Yaşamak istiyorlar. 

1.12.2013 (Haber Merkezi)