Kürdistan'da Türkiye'ye Ayrı Bir Hayranlık Var

Kürdistan'da Türkiye'ye Ayrı Bir Hayranlık Var

Dr. Sami Selbes anlattı

Sağlık sektöründe birçok ilke imza atan Sema Hastanesi profesyonel kadrosu ve son teknoloji cihazlarıyla sağlık alanında üstün başarılara imza atıyor.

Sema Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Sami Selbes, Kürdistan’ın sağlık sektöründe çağ atladığını belirterek, bölgede yatırım yapanlarının çoğunluğunun Türk olduğunu kaydetti.

Dr. Selbes, Bölgede Türklere karşı ayrı bir hayranlık duyulduğunun altını çizerek, bölgede 40 bin Türk vatandaşın istihdam edildiğini söyledi. Dr. Selbes, Türkiye ile Irak arasında vizelerin kaldırılmasının da önemine değinerek, ‘‘Mutlaka bir Habur emsali, değişik noktalarda bölgeyle olan ticareti arttırma adına, insanların kaynaşması adına, bölgeden insanların Türkiye’ye gidip, Türkiye’yi daha yakından tanıması adına, Türkiye’den geliş gidişlerin daha rahat olması adına, sirkülasyonun artması adına ciddi manada geçiş noktaları tertip edilmesi lazım’’ ifadelerini kullandı.

Sami Bey ilk olarak sizi tanımakla başlayalım?

1969 Gaziantep doğumluyum. İlk, orta ve lise öğreniminin bir kısmını Gaziantep’te tamamladım. 1986 yılında Anamur Lisesi’nden mezun oldum. Bir yıl kadar İzmir Ege Üniversitesi’nde mühendislik okuduktan sonra Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne öğrenimime devam ettim. 1993 yılında Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra kısa bir dönem Konya’da mecburi hizmet yaptım, ondan sonra Gaziantep’te Sağlık Bakanlığı’nın değişik sağlık kuruluşlarında 13 yıl kadar çalıştım. 2006 yılının Ocak ayında bir vesile ile bölgeyi ziyarete geldik. 2006 yılının Eylül’ünden beri de bölgede kalmaya devam ediyoruz.

Yani daha öncesinde gelip de burada hastane kuralım fikri yoktu

Öyle fikir ve planım yoktu.. 2005 yılının Aralık ayında Gaziantep’te bir grup iş adamıyla birlikte hâlihazırda hastanemizde hekim olan Doktor Ali Çolak Bey bölgeye bir ziyaret gerçekleştiriyor. Yani değişik vesilelerle değişik insanlarla görüşüyor. Özellikle Türk okullarında okulların Genel Müdürü Talip Bey ile görüşüyor. Görüşmeleri neticesinde bölgede sağlık alanında ciddi manada açık olduğu, açıktan öte insanların mağduriyetler ve mazlumiyetler yaşadığı konusunda bazı bilgiler ediniyor. Ali Bey Göz Hastalıkları uzmanı, meslekteki tecrübeleri ile birlikte bir hekim nazarıyla sağa sola bakınca bölgede sağlık alanında ciddi manada açık olduğunu görüyor. Türkiye’ye döner dönmez konuyu bize açtı. Irak’ta böyle bir imkân olsa gider miyiz, orada bir yapılanmayı düşünür müsün dedi. Ben de düşünürüm dedim. O dönem biraz daha dengelerin yerine oturmadığı işgalin soğuk yüzü, savaşın sıcak rüzgarlarının estiği,  medyadan takip ettiğimiz kadarıyla bölgede her gün yüzlerle ifade edilen rakamlarla insanların öldürüldüğü garip bir coğrafyaydı burası. Fakat 2006 yılının Ocak ayının 12’sinde bölgeye geldik. 2-3 günlük bir gezi döneminden sonra nasıl ederiz, nereye gideriz diye düşündük. Başlangıçta yerel hükümetle alakalı daha önceden Ali Bey’in yapmış olduğu görüşmeler neticesinde, acaba mevcut bina yapılanmalarının içerisinde bir yapılanmaya gidebilir miyiz diye düşündük; fakat olmadı. Sonra burada ki yerel ortağımızla yaptığımız görüşme neticesinde 2006 yılının Şubat ayında inşaata başladık ve 2006 yılının Eylül’ünde inşaatımızı bitirip ve hastanemizi kurduk. 2006 yılının Ekim ayında tamamen bütün donanımımız tamamlanmış olarak hasta kabul etmeye başladık. Bölge birçok ilki bizimle tanıdı bizimle gördü.

Bu ilklerden bahseder misiniz?

O dönemin şartlarında bölgeye reel olarak yatırım yapan çok fazla firma yoktu. İnşaat firmaları mutlaka vardı; ama bölgedeki o hassas dengeler her an oynayacak, her şey değişecek nazarıyla insanlar ciddi manada kalıcı yatırımlara girmiyorlardı. O dönemde hastanenin bütün ekipmanı Japonya’nın ünlü bir firmasından sıfır olarak getirildiği için değer olarak çok ciddi bir yatırım teşkil ediyordu. O yatırımla birlikte 2006’nın kasım ayında ilk defa bölgede lazerle katarak ameliyatı dediğimiz fako ameliyatı, onu takip eden süreçte ki bölgenin çok ciddi bir açığıydı bu excimer (egzaymır) lazer dediğimiz görme kusurunu tespit eden ameliyat. Onun dışında ilk göz anjiyorografasi, ilk argon lazer, ilk yat lazer dediğimiz, ağırlıklı yatırımımız o dönem itibariyle göz olduğu için, gözle alakalı birçok ilki bölgeye biz getirdik.

Burası sadece göz hastanesi mi?

Hayır. Ağırlıklı olarak başlangıçta o dönemim tabi kayıtlarında da var, göz hastanesi olarak başladık. Fakat sonra ihtiyaca binayen özellikle plastik cerrahi, ortopedi, genel cerrahi alanlarında farklı açılımlara gittik.

Şuanda bu dört beş alanda mı hizmet veriyorsunuz?

Evet, bu dört beş alanda devam ediyoruz.

Burada göz hastalıklara ile ilgili ciddi bir problem mi var? Çünkü burada birkaç tane göz hastanesi var.

Bununla alakalı konuşurken bölgenin sağlık alanıyla ilgili problemlerini bir backraunduyla yani geriye dönük şekliyle değerlendirmek lazım. Bir kere bölge özellikle Saddam dönemi göz önünde bulundurulacak olursa bölge insanı geriye dönük 57 yıl boyunca iç savaştan gözünü açmamış. Bu savaşlarla birlikte Saddam döneminde var olan o ambargolarla birlikte insanlar gerek insani koşulların kötü olması, altyapının olmaması, gerek insanların ambargo döneminde beslenme şartlarının kötü olması, gerek o kötü ortamın kimyasal silahından tutun savaşın getirdiği olumsuzluklar gerekse bölgede insanların o beslenme alışkanlıkları ile birlikte müptela oldukları tansiyon, şeker hastalıkları gibi bu tür kronik ve sistemik hastalıklar dediğimiz hastalıklar olduğu için ilk belirtilerinin gözde ortaya çıkması nedeniyle göz hastalıkları bu bölgede biraz daha fazladır. Bir de insanların bunca çile ve sıkıntıya rağmen yaşam süreleri Türkiye’ye göre daha uzun. Yaşam ortalaması Türkiye’de son dönemde yapılan istatistiklere göre kadınlar için 63-65 iken erkekler için 55-57 yaş aralığı gibi bir şey söylüyorlar; ama bu bölgede ben o oranların 80’lere dayandığını kadınlarda özellikle 75-80 yaş arası, erkeklerde de 65-70 yaş arası gibi bir şey olabileceğini düşünüyorum.

Doktorlarınız ve hemşireleriniz Türkiye’den mi yoksa Kürdistan halkından mı?

Şuanda halihazırda çalışan hekim kadromuzun içerisinde iki tane göz doktorumuz var; ikisi de Türkiye’den gelmiş durumda. Doktor Ali Çolak ve Doktor Burak Bey her iki hekimimizde Türkiye’den geldiler. Onun dışında bu konuda biraz seçici davranmaya çalışıyoruz. Genel cerrah arkadaşımız her ne kadar bölge insanı olmuş olsa da ihtisasını bizim İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde tamamladığı için onu da biz Türkiye’de yetişmiş bir hekim olarak kabul ediyoruz. Plastik cerrah arkadaşımız ihtisasını Bağdat’ta yapmış sonra Amerika’da süper ihtisas yapmış bölgede mikro cerrahi alanında ciddi çalışmaları olan, aynı zamanda uzun zaman Türkiye’de yaşayan ve Türk vatandaşlığı da olan ayrı bir arkadaş. Ortopedicilerimiz ise Türkiye’den, part-time 2 tane hekim arkadaşımız biri gidip biri gelecek şekilde çalışıyorlar. Yani bu konuda biraz seçici davranmaya çalışıyoruz.

Peki hemşireleriniz?

Hemşirelerimiz bu bölgeden. Fakat uzun zamandır bizimle beraber çalıştıkları için arada bir geçiş döneminde Türkiye’den gelen hemşerilerimiz vardı. Onlarla beraber çalışmanın bize kazandırdığı artı, bir de bizimle uzun dönem çalışmanın vermiş olduğu tecrübeyle şu anda vermeye çalıştığımız hizmetle alakalı bir kıyas yapmam gerekirse, Türkiye’de verilen hizmetle burada verilen hizmet arasında hemen hemen hiçbir fark yok.

Burada çalışmak ile Türkiye’de çalışmanın avantajları ve dezavantajları nelerdir?       

2006’lı yıllar çok mağduriyet ve mazlumiyetlerin yaşandığı yıllardı. Bölgeye ilk geldiğimizde başlangıçta özellikle cephe dedikleri vasıta ile Türkiye’ye gelip hemşirelik okuyan Gülhane Askeri Tıp Akademisinde bir grup hemşire hanımla çalıştık. Bir müddet onlarla çalışabilir miyiz diye düşündük; ama öyle bir çalışmamız mümkün olmadı. 2006 yılında o ameliyatlara başladığımız dönemde Ali Bey’i asiste edecek bir hemşiremiz yoktu. 6 ay boyunca ben hemşire gibi ameliyathanede Ali Bey’i asiste ettim. Tabi onun kazandırdığı birçok güzellik var. Çünkü göz çok hassas bir dal. Özellikle enfeksiyonlarda tedavisi hemen hemen mümkün olmayan bir dal. Yakın tarihte burada bir hadise yaşandı 33 kişinin gözü perperişan oldu. Bu hassasiyeti korumak için ne gerekiyorsa, gecemizi gündüzümüze katarak artık fedakârlıktan öte bir çabayla bu güzelliği yakalamaya çalıştık. Hatta o dönemki istatistiklere bakıyorum enfeksiyon oranımız dünya ortalamasının çok çok altındaydı. Şimdi o günlerden bugünlere gelinecek olursa o günler öyle sıkıntılı günlerdi. Ama bugünlere geldiğimizde bölgenin son dönemde yakaladığı rüzgâr ve açılımlarla geldiği nokta itibari ile bakacak olursak, bugünlerde biraz çalışmak bu bölgede hizmet üretmek daha kolay bir hale geldi. Biraz da biz sistemi oturtma yolunda ciddi bir mesafe kat ettik. Geldiğimiz nokta itibari ile Türkiye ile bura arasında: malzeme, ekip, eleman sıkıntıları, diğer taraftan başta yaşadığımız ciddi manada dil problemleri onları bir noktada aşmış olduk.

Sağlık sektörünü genel olarak değerlendirdiniz, Türkiye ile farlılıklar ve benzerlikleri neler?

Bir kere hepsi aynı bölgenin insanı hekime giderken, belirli bir kanaat ve teslimiyetle gittikleri için çok problem yaşamıyoruz. Dil problemini de bizim doktor Ali Bey’in bir ifadesi var, zaten bugünlerde de popüler bir kavram Sevgi Dili. O hekimden görmek istedikleri empatik tarzda birazcık tebessüm, birazcık güler yüz, iki güzel kelime, biraz ilgi alakalı ile lisan problemini halledebiliyoruz. Yani sevgi dilini kullanıyoruz diyor Ali Bey. Onu gördükleri zaman insanlar çok bulamadıkları, göremedikleri bir şey olduğu için tabiri caizse sahaya 1-0 galip çıkıyoruz. Biz bu konuda farklıyız ve farklılığı fark ettikleri zaman teslimiyet ve kanaat noktasında bir adım daha bize yakın hissediyorlar. Bu hasta hekim iletişimi noktasında çok önemlidir. Hasta kapıdan girdiği anda ve hekimin odasından çıkarken yüzlerde iyi olmadıysa tedavide iyi olmayacak demektir.

Kürdistan’ın sağlık sektöründeki fırsatları ve riskleri nelerdir? Gelecek olan ve sağlıkla ilgili yatırım yapmak isteyenlere neler önerirsiniz?

Sağlık açısından Kürdistan bölgesi ciddi manada bir değişim geçiriyor. Fakat bu değişimi geçirirken de yurtdışından yatırım çekmeye çalışıyor. Önceden yaşadığı yurtdışından gelen kötü tecrübelerini bertaraf ederek kendine ait haklılık kazanma yolunda gerek bürokratik mevzuat, gerek kanuni altyapı, gerekse sağlık yatırımları ile alakalı atacağı adımlarda biraz daha dikkatli olmaya çalışıyor. Yurt dışından gelen her yatırımcı buraya geldiği zaman bölgeye bir farklılık getirme adına bir adım atması, bölgeye farklı bir güzellik katma adına bir adım atması gerekiyor. Yani bölgede var olan şeylerle değil de tabiri caizse ezber bozacak bir yatırımla gelmesi uygun olur. İkincisi az önce bahsettiğim 36 yıllık ambargo döneminde dışa kapalı bir coğrafya olduğu için eğitim noktasında da her ne kadar İngilizcenin var olması ve dünyaya açık olmaları nedeniyle bizden bir adım önde olsalar da o kapalı dönemde kaybettikleri süreci kapatma noktasında halen daha biraz gerideler. Yani yavaş yavaş o süreç işliyor. Yani yeni yatırımlar yeni hastaneler yapılıyor; fakat eğitim konusunda ciddi manada açık ve ihtiyaç var. Kalifiye eleman noktasında açıkları ve ihtiyaçları var. Ekipman noktasında kullanacak ekip ve ekibin eğitimi noktasında ciddi manada açıklar var. Yani bu konuda yeni gelen insanların hem bu bölgeye bir farklılık katma adına hem bu farklılığı burada kalıcı kılma adına bir yatırım yapmaları gerekiyor.

Kürdistan’da Türk firmalarının çok ciddi etkinliği var. Biraz da buranın ekonomisiyle ilgili sizin değerlendirmelerinizi merak ediyorum, Türk firmalarının faaliyetleri ile ilgili olarak neler söylersiniz?

Kürdistan bölgesi bizim geldiğimiz yedi yıllık süreçte ekonomik olarak aklılara ziyan bir gelişme göstermiş olsa da, bölgede maalesef altyapı eksiği var. Koskoca 4,5-5 milyonluk nüfusun bir kanalizasyon tertibatı yok. Bu konuda ciddi çalışmalar yapılıyor. Diğer taraftan üst yapılanmalarda işte apartmanlar, tower’lar falan yapılıyor; ama bu ciddi bir eksik. Bölgeyle alakalı 3-4 yıl öncesinin istatistiklerini aklımda kaldığı kadarıyla zikredecek olursam, yani Kürdistan değil, tüm Irak için konuşacak olursak altyapı ve üst yapı çalışmaları önümüzdeki 15 yıl içerisindeki sarf edilecek olan tahmini rakam 300 milyar dolar. Bu korkunç bir rakam. Türkiye gibi taahhüt noktasında belki üçüncü belki dördüncü olan müteahhitlerinin ve mimarlarının dünya çapında muazzam projeler gerçekleştirdiğini düşündüğümüz bir ülkenin, 300 milyar dolarlık pastadan en az bölgeye olan yakınlığı, tarih birliği, kültür birliği, bölge insanı ile olan yakınlığını kullanarak en az bu pastanın yüzde 50’sine talip olmaması çok akıllıca bir şey olmaz. Daha önceki sayılarınızı incelerken Bakan Zafer Çağlayan’ın verdiği rakamlar var bin 200 civarında bunun yaklaşık 500 tanesi orta ve büyük ölçekli 700 tanesi küçük ölçekli şirket olmak üzere bin 200 civarında bölgede iş yapan Türk firması var. Bunların bölgede istihdam ettiği yaklaşık 40 bin Türk vatandaşı var. Bu rakamları düşündüğümüzde Türkiye’nin bölgeye artık ciddi manada bakış açısının değişmesi gerektiğine inanıyorum.

Kürdistan’da Türklere bakış açısı nasıl?

Son döneme kadar herhangi bir sıkıntı yoktu. 2006 yılında inşaat için 15 günde bir geliyorduk. O zamanki Habur çok kötüydü. Belirli bir süre geliyoruz, 2-3 gün kalıyoruz, inşaatı görüyoruz, talimatlar veriyoruz, toplantılar yapıyoruz, geri gidiyoruz. Bir şey söylesem şaşarsınız Erbil’in ikinci alüminyum dış cepheli binası Sema Hastanesi’dir. İnsanlar bu nasıl bir şey diye gelip bakıyorlardı. Alüminyum dış cepheyi ilk olarak İnternational Otel yaptırmıştı, bir de bizde vardı, insanlar gelip bakıyorlardı. Bize yabancı bir bölge değil burası, Selçukludan tutun Osmanlı ile yaklaşık 15 asırlık bir sürece dayanıyor tanışıklık. Burası her geldiğimizde bize kucak açan bir coğrafya. Kardeşlik noktasında Kürdüyle, Türküyle, Türkmeni ile hatta Arabıyla beraber yaşam sürülen bir coğrafya burası.

Peki, ilişkilerin daha da geliştirilmesi için neler yapılmalı?

Öncelikle ben yine sizin daha önceki yapmış olduğunuz röportajla alakalı şunu söyleyeyim. Şuanda İran’ın bölgeye açılan yaklaşık 110 tane geçiş noktasının olduğunu söylüyorlar. Kürdistan bölgesinden 1 Kürt vatandaşı hüviye dedikleri nüfus cüzdanını ibraz ederek İran’da 10 gün kalabiliyor. Pasaporta bile gerek kalmıyor. Bu insanlar sırf bu kolaylıklardan dolayı sağlık dâhil birçok ihtiyaçlarını İran’dan görmenin yollarını buluyorlar. Mağdur olsalar bile. Ben daha önce Sayın Başkonsolosumuzla konuşmuştum, Türkiye’nin vizelerinin kaldırılması ile ilgili bir çalışma vardı; ama Irak merkezi hükümeti kabul etmediği için askıya alındı. O zaman özellikle Türkiye’nin Ortadoğu’ya eskiye ait vizyon ve misyonla görüş açısı ile bakmaya başladığı şu dönemde özellikle geçiş noktalarının arttırılması gerekiyor. Vize problemi çok şükür dün akşam konsolos muavini ile beraberdik 17’si itibariyle internet üzerinden konsolosluğa gitmeye gerek kalmadan rahat rahat evlerinde vize işlemlerini yapabilecekler. Fakat yine Habur çok büyük bir dert. Mutlaka bir Habur değişik noktalarda bölgeyle olan ticareti arttırma adına, insanların kaynaşması adına, bölgeden insanların Türkiye’ye gidip, Türkiye’yi daha yakından tanıması adına, Türkiye’den geliş gidişlerin daha rahat olması adına, sirkülasyonun artması adına ciddi manada geçiş noktaları tertip edilmesi lazım. Türkiye’nin bu bölgenin içersinde kendine ait profesyonel ekipler kurarak, bu bölgede Türkiye’ye ait güzellikleri tanıtma ve bu bölgenin güzelliklerini Türkiye’ye aktarma amaçlamalı. Az önce bahsettiğim gibi Türkiye’nin 30 yıldır uğraştığı terör belasından dolayı, bölge ile olan ilişkilerimizde o sıkıntılı sürecin atlatılması adına bu bölgenin güzelliklerini özellikle halkının sahip olduğu güzellikleri Türkiye’ye tanıtma, Türkiye’deki güzellikleri buraya getirip her yönü ile bu insanlara aktarma adına, lobi faaliyetler oluşturmak lazım. Kültürel faaliyetlere ağırlık vermek lazım, bunun devlet politikası haline getirilmesi lazım. Bu insanlara her yönü ile bizim rol model olmamız lazım. Bununla alakalı bir anekdot paylaşayım sizinle: Batman Valiliği’nin Türkiye’nin tümünü kucaklayan bir projesi var; rol model insanlar projesi. İçerisinde Cumhurbaşkanımız var, Başbakanımız var, eski İç İşleri Bakanı Abdulkadir Aksu var. Toplumun değişik kademelerinden kişilerin yer aldığı, tabiri caizse sivrilmiş ama herkesi kucaklamaya açık ilahiyatçı Nihat Hatipoğlu var. Buradan da Şiwan Perver’i seçmişler. Geldiler burada bir röportaj yaptılar. Bizde görüşüldüğü akşam birlikteydik, bu benim çok hoşuma gitti. Rol model olma noktasında bu insanlar her yönüyle Türkiye’ye kucak açma noktasında kendilerini hazır ve nazır görüyorlar. Türkiye’nin de bence hatta bunu bir devlet politikası haline getirerek bu insanlara kucak açmaya hazır bir hale gelmesi gerek. 2003 yılında savaş olmuş bitmiş, federasyon söylentileri var, şöyle parçalanacak, böyle parçalanacak, şurası şöyle olacak diye. Bu insanlar oturmuşlar kendi yerel yönetimlerinin parlamentolarında 3 ay boyunca böyle birbirleriyle tabiri caizse yaka paça olmuşlar. Madem bu bölge Kürdistan bölgesi bir federasyon olacak, o zaman biz federasyon olarak Türkiye’ye bağlanalım diye, bunun kavgasını vermişler. Bunu bizzat Kürdistan Demokrasi Partisinin üst düzey bir yetkilisinin birinci ağızdan duyan insanlardan duydum. Türkiye’ye bir hayranlık var, bir muhabbet var.

16.12.2013 (Haber Merkezi)